En Sıcak Konular

Uğur Tandoğan
Dünya

Uğur Tandoğan
10 Ocak 2019

Flaş, flaş, flaş: Değerlerimiz tehlikede



Flaş, flaş, flaş: Değerlerimiz tehlikede
Bir eğlence kanalı

“Ben televizyonda sadece belgesel seyrederim” demeyeceğim. Uzaktan kumandayı alıp gezinmeye başladığımda bazen gözüme çarpan şeylere de takılıyorum. Örneğin, zaman zaman takıldığım bir TV kanalı var. Yer yerinden oynasa, dünya yansa, bir karış yerleri yanmadan, yaşamaya devam eden, hep oynayan bir grup var orada; hiçbir şeye aldırmadan oynayan bir grup. Belki de yaşamın sırrına ermişler. İşte böyle olmalı, olaylardan olumsuz etkilenmeli deyip seyrediyorum bu kanalı; bir de ülke gerçeklerinden kopmamak için. Orada sanki tüm ülkeyi görüyorum. Örneğin, bir keresinde gördüğüm sahneyi unutamam: Önde katıksız bir Türk halk müziği sanatçısı türkü söylüyor. Yanında her yemeğe ketçap koyan biri gibi, her havaya “Angara’nın bağları” havası ritmiyle ile oynayan sunucu; arka planda zenneler (kadın kıyafetinde erkek dansçılar). Arkada bir platformda beyaz çizmeli ve mini etekli iki kadın dansçı. İşte size bir Türkiye mozaiği… Bir ekrana koca ülkeyi başka nasıl sığdırabilirsiniz(!).

Bir yarışma programı

Zaman zaman takıldığım programlardan birisi de bir yarışma programı. Seyretmemişler için anlatayım. Programa her hafta beş yarışmacı katılıyor. Her bir yarışmacı kendi evinde yemek yapıyor ve diğer yarışmacılarla birlikte yiyorlar. Yemek sırasında o günkü yarışmacının yemekleri ve konukseverliği için yorumlar yapılıyor. Yemek sonrasında yarışmacılar o günkü yarışmacıya, birbirlerinden habersiz not veriyorlar. Beşinci günün sonunda her bir yarışmacıya kimin ne not verdiği açıklanıyor. En çok puan alan, para ödülünü kazanıyor. Yemek için yapılan alışverişten, yemeğin yapılmasına kadar her şey kayıt edilip programda gösteriliyor. Programın bir görünen sunucusu, bir de görünmeyen “Dedikodu kumkuması” var. Dedikodu kumkuması, yarışmacıların birbiri hakkındaki sözlerini aktarıyor. Bir noktada “Doğrucu Davut”u oynuyor; ama sanırım programın formatı gereği ortalığı karıştırıyor; çekişmeleri şiddetlendiriyor.

Bu programda yer alan yarışmacılar çok değişik sosyo-ekonomik alt-yapılardan geliyorlar. Kişilerin çoğu bu yarışmaya o konulan ödülü kazanmak, ya da kendisini denemek için katılıyor. Belki kendini TV’de gösterip, bundan bir kazanım elde etmek isteyenler de var. Belki de bazı yarışmacılar, sırf rol yapmaları için, bu programın yapımcıları tarafından seçiliyor. Bütün olumsuz koşullara rağmen bile, programlarda gördüğümüz tipler, yaşanan tartışmalar, sergilenen davranış biçimleri toplumumuzun bir yansıması. Trafikte, alışverişte, metroda, otobüste, kısaca insan olan her yerde benzer manzaralara rastlıyoruz. Bu da bize nasıl bazı değerlerimizi kaybettiğimizi ve nasıl bir hastalıklı topluma doğru hızla gitmekte olduğumuzu gösteriyor. Ve işte bu çok ürkütücü. Bu programdan edindiğim gözlemler örneğinden yola çıkarak bunları dile getirmek istedim.

Gözlemlerim

Gözlemlediğim sorunlardan birisi, genel bir sabit fikirlilik; cahillikle daha da kemikleşen sabit fikirlilik ve önyargı. Örneğin yarışmacı, yediği yemeği eleştiriyor. Ancak yemeğin sadece kendi bildiği gibi yapılacağını sanıyor. Ya da daha tatmadan, önyargı ile yemeği kötüleyebiliyor. Dogmalarla sivrilmiş, adeta kıvrımları düzleşmiş beyinden çıkan bir anlayış. 
Ülkemizde gittikçe kararan bir şey de vicdan. Evet, herkes en yüksek puanı alarak yarışmayı kazanmak istiyor. Bunun için bazılarının stratejisi, diğerlerine çok düşük puan vermek. Bu, bir koşuda başkalarına çelme takmak gibi bir şey. Yarışmacıların kendi rakiplerine not vermesi, bu yarışma formatının en zayıf yanı. Ancak, “İnsaf da dinin yarısı” denir. Bazıları diğer yarışmacılara insafsızca çok düşük puan veriyorlar. Ama vicdanı ile puan verenler kaybediyor. Eğer bir toplumda vicdanlar kararırsa, arsızlar, zorbalar, namertler kazanır; vicdanlılar, namuslular kaybeder. Sonunda zorbalığın ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir topluluk oluruz
Yarışmacılar, puanlarını diğer yarışmacıların haberi olmadan veriyorlar; ancak her şey kayıt ediliyor ve gösteriliyor. Buna rağmen kişiler puanlamada haksızlık yapıyorlar; diğer yarışmacılar hakkında kötü konuşuyorlar. Her şey ortaya çıkınca da utanmıyorlar. Toplumumuzda kaybolmaya yüz tutan bir diğer insanlık değerinin, utanma duygusu olduğunu görüyorum. Siyaset cephesinde bu süreç tamamlanmak üzere. Örneğin, görüntülü, sesli kayıtlara rağmen, bazı siyasilerin çıkarlarına göre nasıl değişik yüzler sergilediklerine, dünkü tükürdüklerini bugün yaladıklarına ve yukarda sözünü ettiğim eğlence kanalının dansçılarından daha kıvrak olduklarına tanık olmaktayız.

Yarışmaya katılanların arasında bazen büyük yaş farkları olabiliyor. Bu durumda da kuşaklar arasındaki farklılıkları gözleme imkânınız oluyor. Yaşlılara saygının, küçüklere sevginin gittikçe eksilmiş olduğuna tanık oluyorsunuz. Yarışmacıların güle oynaya, güzel yemekler yiyerek vakit geçirecekleri bir program olacakken, masa bazen kurtlar sofrasına dönüyor. İnsanların birbirini yemesini görüyorsunuz ki, “programın adı bilerek mi konmuş*” diye merak ediyorsunuz. Halbuki toplulukları bir arada tutan en önemli harç, sevgi ve saygıdır. Bunlar yoksa, insan topluluğu bir vahşi güruh olur.

Sonuç;

Eskiden de fazla TV seyretmezdim, çoğunlukla haber programları izlerdim. Ancak Pinokyo tipi uzayan burunları gördükçe kendimi şimdi başka programlara verdim. Seyrettiğim bir yarışma programından esinlendiklerimi de yukarıda sizlerle paylaştım. Aslında toplumu yansıtan bu tür programların “Flaş, flaş, flaş: Değerlerimiz tehlikede” başlığı ile verilmesi ve bizim de bu tehlikeleri görmemiz gerekir. 


Bu yazı 214 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 13 Haziran 2019 Şehir Hastaneleri sorunu
    • 9 Mayıs 2019 Abiler çoğaldıkça
    • 2 Mayıs 2019 İneklerin adımlarını okumak
    • 7 Şubat 2019 Liyakate değer verilmezse, kurumlar değersizleşir
    • 24 Ocak 2019 Kalitenin sürdürebilirliği ve iletişim meselesi
    • 17 Ocak 2019 Siyaset ve yalan
    • 10 Ocak 2019 Flaş, flaş, flaş: Değerlerimiz tehlikede
    • 3 Ocak 2019 Çevik şirketler
    • 27 Aralık 2018 Yol üstüne kurdum kara kazanı, ben isterim okuyanı yazanı
    • 13 Aralık 2018 Moda ve teknoloji
    • 6 Aralık 2018 Özlediklerimiz
    • 4 Ekim 2018 Basın özgürlüğü, halkın özgürlüğüdür
    • 27 Eylül 2018 Piyasada durgunluk mu var; haydi eğitime
    • 20 Eylül 2018 Adaylara gereken saygıyı gösteriyor musunuz?
    • 13 Eylül 2018 Sebep ve sonuç ilişkisi
    • 6 Eylül 2018 Yabancı dil meselesi
    • 16 Ağustos 2018 Tükenmeden çalışmak
    • 10 Ağustos 2018 Üniversiteler ve çalışma saatleri
    • 3 Ağustos 2018 Sigortacılık ve güven meselesi
    • 28 Temmuz 2018 Bir kurtarma operasyonu

    BİZE ULAŞIN: info@resulkurt.com
    TWİTTER/resulkurt34





    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    1,317,651 µs