En Sıcak Konular

Uğur Tandoğan
Dünya

Uğur Tandoğan
15 Ağustos 2019

Kirli Altın madenciliği



“Kirli Altın” madenciliği 

Altın, geleneksel olarak sevginin göstergesidir. Örneğin, sevgi bağının simgesi olan yüzük altından yapılır. Ziynet eşyalarında da hep altın vardır. Altının güçlü de bir pazarı mevcuttur. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde (Sevgililer Günü’nde sevgililere verilen ziynet eşyalarının hacmi 4 milyar doları aşıyormuş. Bu dünyanın her tarafında böyle; altın, kuyumcuların çok önemli bir malzemesi. Altına bu kadar talep olunca, arz tarafı da boş durmuyor. Ama artık kovboy filmlerinde görülen nehir kenarlarında tabağın içinde kumu eleyip içinde altın arama devri kapanmış. Şimdi dağları devirerek ve kimyasallar kullanarak altın aranıyor ve işleniyor. Dağları devirmek lafı da gelişi güzel söylenmiş bir laf değil. Örneğin, bir nişan yüzüğü için gerekli altını bulmak için 20 ton taşı ve toprağı yerinden etmek gerekiyormuş. Ama bu dağları devirme işi ve sonrası, Ferhat’ın yaptığı iş kadar romantik değil. Çünkü bu işlemler çevreye ve insanlara zararlı. Earthworks diye bir kuruluş, 2004 yılında ABD’de Sevgililer Günü’nden üç gün önce “Kirli Altın” (Dirty Gold) diye bir kampanya başlatmış. Kuyumcuları çevreye ve insanlara zararlı biçimde madencilik yaparak elde edilen madenleri, başta altın olmak üzere, boykot etmeye çağırmış. Bu çağrıya Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 10 büyük kuyumculuk şirketinin 8’i olumlu cevap vermiş.

Zararlı madencilik

Earthworks, 1988 ve 1989 yıllarında kurulmuş “Mineral Policy Center” ve “The Oil & Gas Accountability Project” adlı iki organizasyonun birleşmesi ile ortaya çıkmış, kâr amacı gütmeyen bir çevre örgütü. Misyon ifadelerine göre, bu örgüt kendini, çevreyi ve halkı, maden ve enerji üretmenin kötü etkilerinden korumaya adamış.

Bu örgütün sitesinden aldığım bilgilere göre, siyanürle altın madenciliğinin etkileri iki boyutta inceleniyor: Çevreye etkileri ve insan topluluklarına etkileri

Altın madenciliğinde çevreye etki de üç başlık altında ele alınmış: Zehirli sular, katı atık ve tehdit edilen doğal alanlar.

Zehirli sular

Altın madenciliğinin, yakınındaki su kaynaklarına çok zararlı etkileri oluyor. Madenin atıklarında arsenik, kurşun, civa, petrol yan ürünleri, asitler ve siyanür olmak üzere üç düzine zehirli madde bulunuyor. Maden işleme sonunda elde kalan katı atık, “Tailings dam” denen atık barajlarına konuyor. Her şey o noktaya kadar doğru gitse bile, işte bu 0“A0tık Barajları” adeta ne zaman patlayacağı belli olmayan saatli bombalar gibi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na (UNEP) göre 1961’den bu yana, dünyada 221 çok ciddi atık barajı kazası yaşanmış. Bu kazalar sonucu yüzlerce kişi ölmüş, binlerce kişi yerinden olmuş ve milyonlarca kişinin suyu zehirlenmiş. (Chronology of major tailings dam failures, http://www.wise-uranium.org/mdaf.html). Bu nedenle, Kirazlı’da yapılacak olan altın madenciliği dolayısıyla, şehrin su ihtiyacını karşılayan Atikhisar Barajı’nın su toplama havzası ve dolayısıyla Çanakkale şehri, Kazdağı köyleri ve çevresi böyle bir saatli bombanın tehdidi altında olacak.

Katı atık

Altın madenciliğinde çoğunlukla “Yığın Liçi” (Heap leaching) denen bir süreç kullanılıyor. Bu süreçte siyanür eriyiği, büyük maden filizi yığınına karıştırılıyor. Bu eriyik, altını filizden ayırıyor ve bir havuzda toplanıyor. Sonra elektro-kimyasal bir proses ile altın ayrıştırılıyor. Bu proses düşük maliyetli olduğu için tercih ediliyor. Ama konan filiz yığınının%99.99’u atık olarak kalıyor. Altın madenciliğinin yapıldığı yerlerde bazen 30 katlı apartman yüksekliğinde, zehirli yığınlara rastlanıyormuş. Maliyeti düşürmek için maden şirketleri çoğu kez bu yığınları terk ediyorlarmış. Siyanür ve diğer tehlikeli maddeleri içeren sular, yer altı sularını ve çevredeki yerleşim alanları için çok ciddi tehlike teşkil ediyor. 

Doğal alanlar tehdit altında

Dünyadaki maden alanlarının dörtte üçü yüksek değerde koruma alanlarında imiş. Bunun bizdeki bir örneği de Kazdağları. Buralarda yapılan madencilik biyolojik çeşitliliğe ve ormanlara bir tehdit. Kazdağları’na ne olacağını görmek için yaşanmış örneklere bakmak gerek. Örneğin, Endonezya’nın Lorenz National Park’ı , Güney Doğu Asya'nın en geniş koruma alanı. Bir Amerikan firması, Freeport-McMoRan Copper and Gold, Inc., 1973 yılından başlayarak burada altın madenciliği yapmış. Otuz yılın sonunda burada, ormanın içinde, uzaydan da görülebilen 230 kilometrekarelik bir delik ve üç milyar tonluk atık bırakmış.

Sonuç;

Geçtiğimiz hafta içinde “Kazdağları Faciası” için yetkili ağızlardan, çaresizce yapılmış çok gülünç savunmalar geldi. Efendim, altın madenciliğinin yapılacağı Kirazlı mevkii, Kazdağları değilmiş, Kazdağlarına 40 km mesafede imiş; sanki orası vatan toprağı değil. Efendim, kesilen ağaçlar yerine yenileri dikilmiş. Yetişmiş ağacı kes, sonra büyük bir pişkinlikle “Yerine, yenisini diktim” de. Sanki “Yetişmiş çocuklarınızı şimdi öldürdük, ama size yenilerini yaptırıyoruz” demek gibi bir şey. Her ağaç kesiminde tekrarlanan bu söyleme hastayım. “Yerine yeni ağaçlar diktik” diyenler biliyor mu acaba: Bir ağaç kaç yılda yetişiyor? Anadolu’da buna “Ölme eşeğim ölme, yonca bitecek” derler.

Bu tehlikeleri, doğaya ve insana verilecek zararları gördükçe merak ediyorum: Acaba Kazdağları’nda altın madenciliği iznini veren yetkililer bunları biliyor muydu? Bu “kirli işi” savunan siyasiler, özellikle de Çanakkale şehrinin siyasileri, şehirlerini bu kadar mı sevmiyorlar?


Bu yazı 61 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 12 Eylül 2019 Müşteriden misafire
    • 5 Eylül 2019 İçi boşalan demokrasiler
    • 29 Ağustos 2019 Yaşadığımız afetler sadece bir başlangıç
    • 22 Ağustos 2019 İşi sevmek meselesi
    • 15 Ağustos 2019 Kirli Altın madenciliği
    • 1 Ağustos 2019 İş ve eğlence
    • 25 Temmuz 2019 Yüksek mahkeme yargıcının öğütleri
    • 18 Temmuz 2019 Bu dünyadan bir Lee Iacocca geçti (2)
    • 11 Temmuz 2019 Bu dünyadan bir Lee Iacocca geçti (1)
    • 4 Temmuz 2019 İnsan kaynağı yönetimi gündemleri
    • 27 Haziran 2019 Dürüstlük
    • 20 Haziran 2019 Toksik iş yerleri
    • 13 Haziran 2019 Şehir Hastaneleri sorunu
    • 9 Mayıs 2019 Abiler çoğaldıkça
    • 2 Mayıs 2019 İneklerin adımlarını okumak
    • 7 Şubat 2019 Liyakate değer verilmezse, kurumlar değersizleşir
    • 24 Ocak 2019 Kalitenin sürdürebilirliği ve iletişim meselesi
    • 17 Ocak 2019 Siyaset ve yalan
    • 10 Ocak 2019 Flaş, flaş, flaş: Değerlerimiz tehlikede
    • 3 Ocak 2019 Çevik şirketler
    BİZE ULAŞIN: info@resulkurt.com
    TWİTTER/resulkurt34





    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    13,262 µs